BOŞANMA HALİNDE EVLİLİK MALLARI EŞLER ARASINDA NASIL BÖLÜŞÜLÜR?

Eşler boşanmak için evlenmezler. Bir ömür boyu güven ve sadakatle birbirlerine bağlı olarak yaşamak isterler. Bu beraberlik devam ederken de birlikte dayanışma içerisinde daha rahat bir hayat ve gelecekleri için tasarruf edip taşınır veya taşınmaz mal edinirler.

Boşanma halinde ise bu malların nasıl paylaşılacağı ve tasfiye edileceği çok önem arz ediyor. Zira eşler bu mallara birlikte sahip olmuşlar. Ancak paylaşım konusu Türk hukukunda çok basit bir konu değildir. Karmaşık bir sisteme ve kurallara bağlı. Hele buna yurtdışında boşanmaları ekleyip uluslararası boyut da eklenince durum daha da karmaşık hale geliyor.

Türk hukukunda evlilik birliği içerisinde edinilen malların bölüşümü konusu iki döneme göre yapılıyor. 1.1.2002 tarihinden önce yürürlükte olan 743 Sayılı Türk Medeni Kanunun hükümleri uyarınca eşler başka bir mal rejimi benimsememişlerse “mal ayrılığı” rejimi geçerlidir. İkinci dönem ise 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı kanunda benimsenen “katılma rejimi” dönemidir. Her iki dönemde de diğer mal rejimleri eşler tarafından anlaşarak belirlenebilse de uygulamada en çok görünen yasal rejimler olan bu iki mal rejimi burada izah edilecektir.

      1- KATILMA REJİMİ

      A) KATILMA REJİMİNDE HANGİ MALLAR SÖZKONUSUDUR?

Konunun daha iyi anlaşılması için bir şirket örneği verelim. Düşünün ki evlilik birliği bir sözleşme ile iki ortaklı (eşler) kurulan bir şirket. Şirket kurulduğu andan itibaren çalışmaya başlıyor. Mal alıyor, kazanç elde ediyor, ortaklar kendilerine ait mallardan şirket malına katkıda bulunuyor, çalışmasını ortaya koyuyor ama diğer taraftan bu şirketin giderleri de oluyor. Daha sonra ortaklar şirketi kapatmaya, tasfiye etmeye ve kendi yollarına gitmeye karar veriyorlar. İşte bu tasfiye işlemi yapılırken ortakların şahsi malları hariç tutularak şirketin tüm gelirlerinden giderler düşülüyor ve ortaya çıkan kâr ortaklar arasında ikiye bölünüyor ve paylaşılıyor. İşte katılma rejiminde evlilik birliği içerisinde edinilen malların tasfiyesi de bu şekilde oluyor.

Şimdi bu basit örnekten yola çıkarak teknik bilgileri verelim. 1.1.2002 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 4721 sayılı kanunda kabul edilen katılma rejiminde edinilmiş mallar ve kişisel mallar şeklinde iki tür mal sözkonusudur. (TMK md. 219) Yani şirket hesabına girecek ve girmeyecek mallar belirlenmiş. Nedir bunlar?

Edinilmiş mal, her eşin bu katılma rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değeridir. Edinilmiş mallar kanunda örnek şeklinde 5 bent şeklinde sıralanmıştır. Yani bir eşin çalışmasının karşılığı olan kazançlar, sosyal güvenlik veya yardım kuruluşlarının ödemeleri, çalışma gücünün kaybı dolayısıyla ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri, edinilmiş malların yerine geçen değerler (ör: eşin çalışma karşılığı biriktirdiği parasıyla aldığı arsa) gibi kazanç ve değerler edinilmiş mallardır. Kısacası bunlar şirketin malvarlıklarıdır.

Kişisel mal ise her bir eşin kendisine ait mallarıdır. Kişisel mal üzerinde diğer eşin herhangi bir hak ve tasarrufu yoktur. Kanundan kaynaklanan, eşin kendine özgü giyim ve spor araç ve gereçleri gibi eşlerden birinin kişisel kullanımına yarayan eşyalar, katılma rejiminden önceki mallar, eşlerden birine miras kalan veya karşılıksız olarak verilen mallar, manevi tazminat alacakları, eşe kalan miras parası ile alınan daire gibi kişisel mal yerine geçen değerler, sosyal güvenlik veya yardım kurum ve kuruluşlarından malullük dolayısıyla eşe verilen ve kalan hayatına yetecek tazminat miktarları ile eşler arasında yapılan sözleşme gereğince kişisel mal olarak kararlaştırılan mallar ve eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen paylı mülkiyete tabi mallar hep kişisel mallardır. Bunlar ise şirketin malı değil bizzat şirket ortaklarına ait mallardır.

          B) HANGİ HALLERDE KATILMA REJİMİ SONA ERER?

Bu konu çok önemlidir. Zira evlilik birliğinin sona ermesi (örnekte şirketin kapatılması) gerekir ki, bu rejimin başladığı tarihten sona erdiği tarihe kadar hangi malların hangi tarihteki durumlarının ve değerinin esas alınacağı belli olsun. Bu hususun tespiti hem hesap yapılabilmesi hem de bu tarihten sonra malların artık eşlerin kişisel malları olacağından önem arz eder.

Eşlerden birinin ölümü, eşlerin anlaşarak bir sözleşme ile başka bir mal rejimini (örneğin mal ayrılığı) seçmesi, eşlerden birinin müracaatı üzerine mahkemenin (TMK md.206) haklı bir sebeple (ör: diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmesi, diğer eşin başvuran eşin veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmesi v.b. gibi), hakimin ayrılık karararıyla (TMK md.180) birlikte mal rejimini kaldırması, boşanma veya evliliğin iptaline karar verilmesi (TMK md. 225/2)  hallerinde katılma rejimi sona erer.

         C) TASFİYEDE HANGİ DEĞERLER NAZARA ALINIR?

Tasfiye anı kural olarak mal rejiminin sona erdiği andır. Yani şirketin kapatılmasına ve kâr-zararın hesaplanmasına karar verildiği andır. Lâkin mal rejimi sona ermesine rağmen mallar tasfiye edilmemiş olabilir. Boşanmaya rağmen mal rejimi davalarının uzun sürmesi halinde hak sahibi eşin (şirket ortağı) zararı sözkonusu olabilir. Bu nedenle kanun malların değerlendirilmesinde tasfiye anının esas alınacağına hükmetmiştir. (TMK md. 235/1) Kısacası mallar şirket ortaklarının şirketi kapattıkları tarihteki değil, bölüştükleri tarihteki değerleri ile hesaba katılırlar.

Sadece mal rejiminin sona ermesinden bir yıl öncesine kadar diğer eşin rızası alınmadan karşılıksız olanlarla zaman kısıtlaması olmadan bir eşin diğer eşin katılma alacağını azalmak kastıyla üçüncü kişilere yaptığı mal devirlerinde (TMK md.229) tasfiye anındaki değil devir anındaki değerleri nazara alınır. Şirket örneğine göre şirketin kamyonunun diğer ortağın rızası olmadan diğer bir esnafa devredilmesi gibi.

Tasfiyede malların tasfiye tarihindeki sürüm yani piyasa değerleri esas alınır.(TMK md. 232) Tarımsal işletmeye bizzat sahip olup işleten eşin işletmesi için ise gelir değeri esas alınır. (TMK md.233/1) Örneğin sağ kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, tarımsal işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar ve ekonomik durumu gibi bazı özel hallerde hesaplanan değer hakkaniyet ölçüsü içerisinde bir miktar arttırılabilir. (TMK md. 234/1)

      a) AKTİFLERİN HESAPLANMASI

  • Tasfiye sırasında mevcut olan edinilmiş mallar. (Kim adına kayıtlı olursa olsun tamamı)
  • Edinilmiş mallara eklenecek değerler. Bunlar mal rejiminin sona ermesinden bir yıl öncesine kadar diğer eşin rızası alınmadan karşılıksız olanlarla zaman kısıtlaması olmadan bir eşin diğer eşin katılma alacağını azalmak kastıyla üçüncü kişilere yaptığı mal devir değerleri (TMK md.229)
  • Kişisel mallara giden edinilmiş malların karşılıkları. Örneğin eşlerden biri edinilmiş mala ilişkin bir borcu kendi kişisel malından öderse denkleştirme yapılır (TMK md. 230/1)

      b) PASİFLERİN HESAPLANMASI

  • Değer artış payı. Eşlerden biri diğerine ait bir edinilmiş veya kişisel malın edinilmesine, korunmasına veya ihyasına hemen hemen hiç veya uygun bir karşılık almadan katkıda bulunmuş ise buna değer artış payı denir. Çünkü bu malda bir değer artışı oluşturmuştur. (TMK md.227/1)
  • Edinilmiş mala giden kişisel malların karşılıkları. Aktiflerdekinin tersine eşlerden biri kişisel malının borcunu edinilmiş maldan öderse burada da denkleştirme yapılır.
  • Edinilmiş mallara ilişkin mevcut borçlar. (TMK 231/1). Örneğin banka kredisiyle alınan evin kredi borçları.

İşte burada sıraladığımız aktifler toplamından pasifler toplamının çıkarılmasıyla toplam tasfiyeye ait değer ortaya çıkacaktır. Biz buna artık değer (şirket örneğimizde kâr) diyoruz. Bunu şöyle de formüle edebiliriz; Artık Değer= Aktifler Toplamı- Pasifler Toplamı

Ortaya çıkan bu artık değerin (kâr) yarısı üzerinde diğer eşin hakkı vardır ve biz buna “katılma alacağı” diyoruz.  Bunu da şu şekilde formüle edebiliriz;

Katılma Alacağı= Artık Değer/2

      D) KATILMA ALACAĞININ ALACAKLISI KİM? BORÇLUSU KİM?

Kural olarak katılma alacağının alacaklısı boşanma ile diğer eştir. Ancak eşlerden biri vefat etmişse ve bu nedenle mal rejimi son bulmuşsa katılma alacağı alacaklısı ölen eşin mirasçılarıdır. Şayet mal rejimi boşanma veya evliliğin iptali ile sona ermişse ve eş katılma alacağını talep ve dava etmeden vefat etmişse bu durumda da miraçılar katılma alacağını talep edebilir.

Yine kural olarak katılma alacağının borçlusu da diğer eştir. Ancak yine eşlerden biri vefat etmişse ve bu nedenle mal rejimi son bulmuşsa katılma alacağı borçlusu payları oranında ölen eşin mirasçılarıdır.

İstisnai bir durum olarak katılma alacağının borçlusu bir üçüncü kişi olabilir. Örneğin evlilik birliği içerisinde eşlerin berberce aldıkları Antalya’daki bir yazlığı koca olan eş karısının rızasını almadan ve tasfiyeden bir yıl öncesi babasına karşılıksız olarak devretmiştir. İşte bu durumda şayet katılma alacağı borçlu diğer eşin veya ölümü halinde mirasçılarının malvarlığından tahsil edilememiş ise karşılıksız yazlığı devralan kayınbaba ona 1 ve 5 yıl içerisinde açılacak bir dava ile katılma alacağının eksik olan kısmından sorumlu olur.

Yeri gelmişken burada özellikle yurtdışında yaşayan ölenin sağ kalan eşinin bilmediği veya talep etmediği bir haktan bahsedelim. Ölümle sağ kalan eş veya diğer mirasçılar katılma alacağı davası açabilirler. Bu sağ kalan eş için mirastan daha fazla pay almak demektir. Nasıl mı? Örnek verelim.

Koca vefat eder. Geriye 400.000 TL toplam değerde bir miras bırakır. Miras hukukuna göre sağ kalan eşin miras payı 1/4 ‘tür. Kalan ise çocuklara eşit pay edilir. Bu durumda sağ kalan eşe 100.000 TL miras payı düşecektir. Oysa bu eş öncelikle katılma alacağı davası açsa ve sonunda artık değer 100.000 TL çıksa, katılma payı alacağı 50.000 TL olacaktır. Kalan ve ölen eşe ait 50.000 TL katılma alacağının mirasçısı olarak da payı oranında (1/4) alacaklısı olduğundan 10.000 TL’de orandan alacak ve toplam 60.000 TL’sını kendisi geriye kalan 40.000 TL’yi ise çocuklar payları oranında öncelikle miras kalan malvarlığından (tereke) alacaktır. Böylelikle miras paylaşıma konu malvarlığı değeri 300.000 TL olacaktır. Bu paylaşımdan da sağ kalan eşe 1/4 hisse ile 75.000 TL verileceğinden toplam alacağı 135.000 TL’sı olacaktır. Yani miras payı % 25 olarak 100.000 TL alacakken katılma alacağı payı ile birlikte toplam malın % 33,75’ini almış olacaktır.

Bunun için mutlaka ve öncelikle katılma alacağı davası açmakta fayda bulunmaktadır. Çünkü sağ kalan eş çocuklara veya diğer mirasçılara göre bu malların edinilmesinde onlardan daha fazla emek ve sermayeye sahip olduğundan hakkının da daha fazla olması gerekir.

         E) KATILMA ALACAĞI BORÇLUSU MALI MI VERECEK YOKSA PARASINI MI?

Bu bir alacaktır. Yoksa tasfiye halinde diğer eşin mülkiyetinde olan malın kendi üzerine geçirilmesi hakkı vermez.Tasfiye anında mal kimin mülkiyetindeyse onun mülkiyeti devam eder. Yani buradaki katılma payı alacağı sadece bir para borcudur ve ödenmesi Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.

Bu nedenle evlilik birliği devam ederken de bir tapulu malını veya aracını başkasına satmasının bir önemi yoktur. Çünkü o malı değil o mal dolayısıyla katılma alacağını para olarak ödemek zorunda kalacaktır.

Buna rağmen şayet katılma alacağı borçlusu eş isterse borcunu mülkiyeti devrederek de yani mal olarak da ödeyebilir. (TMK 239/1)

Diğer yandan mal rejiminin ölümle sonlanması halinde TMK 240 gereğince tasfiye halinde sağ kalan eş eski yaşantısını devam ettirebilmek için ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağı mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklemek suretiyle intifa (kullanma) veya oturma veya ev eşyası üzerinde mülkiyet hakkı da isteyebilir.

Katılma alacağı talebinden bağımsız olarak sağ kalan eş miras hukukuna göre de tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. (TMK md.652) Ancak haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına mahkemece karar verilebilir.

         F) KİMLERİN KATILMA ALACAĞI AZALTILIR veya HİÇ VERİLMEZ?

Şayet boşanma davalı eşin zina veya hayata kast kusurları gerekçesiyle gerçekleşmişse, bu olgu mal rejimi davasında da sabit sayılarak bu eşin artık değer üzerindeki payı hakim kararıyla azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. (TMK md.236/2) Bu durumda kusurlu eş artık değerden hiç pay alamayabilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle açılmamış veya açılma fırsatı doğmadan dava hakkına sahip eş vefat etmiş ise ölenin mirasçıları zina veya cana kast sebeplerini öne sürerek diğer eşin katılma alacağı davasının reddini ileri sürebilirler.

       G) MAL REJİMİ DAVALARI HANGİ ÜLKE HUKUKUNA TABİDİR? NEREDE AÇILMALI?

Konu 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 15/2 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre taşınır mal ve taşınmaz mal ayrımı yapılarak düzenleme yapılmıştır.

Malların tasfiyesinde, taşınmazlar için bulundukları ülke hukuku uygulanır. Yani eşlerin vatandaşlık durumları ne olursa olsun eşlere ait mal rejimine tabi ve tasfiye edilecek taşınmaz mal Türkiye’de ise Türk mahkemelerinde açılacak dava ile Türk hukukuna göre tasfiye edilecektir. Taşınmaz mal Almanya’da ise Alman mahkemesinde Alman hukuku kurallarına göre tasfiye edilir.

Taşınır malların tasfiyesi ise evlilik malları hakkında yetkili hukuka göre yapılır. Örneğin Belçika’da eşlerden biri üzerine kayıtlı araba, mevduat hesabındaki para, şirket hissesi geliri gibi taşınır mal değerleri Belçika’daki mahkemelerde görülür.

Fakat burada şunu unutmamak gerekir ki, Türkiye’de alınan bir taşınmaz mal veya parasal yatırıma yabancı ülkede gelir elde eden eşin maddi ve parasal katkısını aktararak edinilmiş mal olması durumunda bu gelirler de Türk mahkemesinde hesaba katılır.

Eşler veya mirasçılar arasında mal rejiminin tasfiyesi davaları mal rejimi ölümle sonlanmış ise ölenin son ikamet yerindeki, boşanma, evliliğin iptali veya hâkimin mal ayrılığına karar vermesi halinde bu davalara yetki mahkemenin bulunduğu yerdeki, diğer durumlarda ise davalının ikametgahındaki aile mahkemelerinde görülür. (TMK md. 214)

     H) MAL REJİMİ DAVALARINDA ZAMANAŞIMI

Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Mal rejimi davalarında tasfiye başlamamış bile olsa tasfiyenin istenebilir olduğu boşanma kararının kesinleştiği tarihte 10 yıllık zamanaşımı süresi başlar ve bu sürenin geçirilmesiyle dava hakkı düşer.

Bu nedenle davanın boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. (Türk Borçlar Kanunu md. 146)

Türkiye’de açılan boşanma veya evliliğin iptali davalarının kesinleşme tarihleri konusunda uygulamada bir sorun çıkmamaktadır. Ancak yabancı mahkemede boşananların Türkiye’de açacakları mal rejimi davalarında zaman aşımı ne zaman başlayacaktır?

Bu konu uzun zaman MÖHUK 59 uncu madde dolayısyla tereddüt konusu oluysa da nihayet Yargıtay 8 ve 2. Hukuk Daireleri yerleşik kararları ile mal rejimine ilişkin davaların zamanaşımının yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği değil, Türk mahkemesinde tanınma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağına kararlar verdiler.

Örneğin; eşlerden biri Fransız mahkemesine 15.09.2005 tarihinde boşanma dilekçesi veriyor ve Fransız mahkemesinin eşlerin boşanmasına ilişkin kararı 12.11.2006 tarihinde kesinleşiyor. Türk mahkemesinde bu kararın tanınması için açılan davanın kararı ise 06.08.2016 tarihinde kesinleşiyor. Normalde bu karar Türk mahkemesinde tanındığında MÖHUK 59 uncu maddesine göre 12.11.2006 tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Yani eşler bu tarih itibariyle Türkiye’de de boşanmış kabul edilirler.

Buna göre Fransız mahkemesi kararının kesinleştiği tarihi esas aldığımızda 10 yıllık zamanaşımı 12.11.2016 tarihinde dolacaktır. İşte Yargıtay bunun hak kaybına sebebiyet verdiğinden dolayı 10 yıllık zamanaşımının 12.11.2006 tarihinden değil, Türk mahkemesinin tanıma kararının kesinleştiği 06.08.2016 tarihinden itibaren başlaması gerektiğini belirtmiştir.

Fakat sorun burada bitmiyor. Zira 2013 yılından beri yapılan uygulama ile mavi kartlılar yabancı mahkeme boşanma kararlarını  mahkemeye gerek kalmadan idari yoldan Mavi Kartlılar Kütüğüne işletebiliyorlar. Burada her iki taraf da mavi kartlı veya diğer taraf yabancı ise kanaatimizce yukarıda bahsettiğimiz Yargıtay kararları kıyasen uygulanarak 10 yıllık zamanaşımı süresi bu boşanma kararının Mavi Kartlılar Kütüğüne tescil edildiği tarihten itibaren işletilebilir.

Ancak yönerge gereğince bir taraf mavi kartlı diğer taraf Türk vatandaşı ise sorun nasıl çözülecek? Çünkü yönergeye göre boşanma usulüne uygun her iki kütüğe tescil edilir. Yani mavi kartlı tanıma davasına gerek olmadan yabancı mahkeme kararını mavi kartlılar kütüğüne işletecek, karşı taraf Türk vatandaşı olduğu için Türk mahkemesinde tanıma davası açması gerekecektir. Türk vatandaşı olan eş mahkemeye tanıma davası açarsa sorun yok. Ancak açmazsa boşanmasını mavi kartlılar kütüğüne işleten mavi kart hakkı sahibi mal rejimi davasını nasıl açacak? Zira diğer eş yönünden Türk nüfus kayıtlarında halen evli görünüyorlar ve evli iken katılma alacağı davası açılamaz. O zaman mavi kartlı kişinin katılma alacağı davası açmayı amaçlayan tescili bir işe yaramayacak ve o da dava açmak zorunda kalacaktır.

Aynı durum 29.04.2017 tarihli mükerrer Resmi Gazetede yayınlanan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü maddesiyle Nüfus Hizmetleri Kanununa eklenen 27/A maddesinden yararlanacaklar için de geçerli.  Zira yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte başvurması halinde idari yoldan tanınacak. Kanaatimizce bu durumda da 10 yıllık zamanaşımı tarafların birlikte başvuru yaptıkları ve nüfus kayıtlarına boşanmanın tescil edildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Zaman içerisinde oluşacak yargı içtihatlarını göreceğiz.

         I) YABANCI MAHKEMEDE BOŞANAN AMA KARARI TANITMAYANLARIN BOŞANMADAN SONRA EDİNDİKLERİ MALLARIN DURUMU

Yurtdışında boşanılsa da çoğu defa bu yabancı mahkeme boşanma kararları hemen Türkiye’de tanıtılmıyor. Elbetteki bu durumda birçok hukuksal problem de kendini gösteriyor. Örneğin eşlerden biri Hollanda mahkemesine 11.12.2014 tarihinde boşanma dilekçesi veriyor ve Hollanda mahkemesinin eşlerin boşanmasına ilişkin kararı 19.11.2015 tarihinde kesinleşiyor. Türk mahkemesinde bu kararın tanınması için dava açılmıyor.

Bu durumda eşler Türk nüfusunda ve Türk hukuna göre halen evli olduklarına göre bir eşin boşanmadan sonra kendi adına Türkiye’de bir konut veya araba alması halinde bu mal evlilik birliği içerisinde edinilmiş bir mal olacak ve paylaşıma girecek mi?

Hangi tarihe kadar edinilen malların mal rejimine dahil olacakları TMK 225/2 maddesinde “mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçirilmesine karar verilmesi hallerinde , mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer” demek süretiyle belirlemiştir.

Yani mal rejimine dahil olacak mallar evlilik birliğinin kurulmasından (nikah tarihi) boşanma davası dilekçesinin mahkemeye verilmesine kadar geçen sürede elde edilen mallar kimin mülkiyetinde olursa olsun katılma alacağına tabidir.

Örneğe dönecek olursak taraflar 11.12.2014 tarihinde Hollanda mahkemesine verilen dilekçe neticesi boşanmışlardır. Esasen bu tarihten sonra eşlerin kendi adlarına edindikleri mallar artık kişisel mallarıdır, mal rejimine tabi değildir ve diğer eş bunun üzerinde herhangi bir hak iddia edemez. Taraflar bu tarihten sonra istedikleri gibi mal edinebilirler. Diğer eş boşanma kararının Türkiye’de henüz tanınmadığını bu nedenle Türkiye halen evli olduklarını, bu dönemde edinilen malın katılma rejimine tabi olduğunu iddia etse bile bu iddia hukuken dinlenemez.

Bir defa taraflar gerçekten Hollanda mahkemesinde boşanmışlardır. Öbür yandan diğer eş konut alan eşe mal rejimi davası açabilmesi için öncelikle Hollanda mahkemesi boşanma kararını Türk mahkemesinde tanıtmak zorunda. Çünkü geçerli bir boşanma olmadan mal rejimi davası olmaz. Bu boşanma kararı Türk hukuku açısından tanındığında da boşanma MÖHUK 59 uncu madde gereğince Hollanda boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren yani 19.11.2015 tarihinden itibaren geçerli olacaktır. Tanınma ile elde geçerli bir boşanma kararı da olduğuna göre bu kararın oluşmasına sebep boşanma dava dilekçesinin 11.12.2014 tarihinde mahkemeye verildiği de Türk hukuku açısından artık tartışmasızdır. TMK 225/2 maddesine göre de artık Türk hukuku açısında da mal rejimi  11.12.2014 tarihinde sona erdiğinden bu tarihten itibaren konut satın alan eşin bu malı kendi şahsi malıdır ve mal rejimine girmediğinden diğer eşin bu iddiası reddedilecektir.

           2- MAL AYRILIĞI REJİMİ (KATKI PAYI ALACAĞI)

1.1.2002 tarihinden önce 743 Sayılı TMK 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejimi yasal mal rejimidir. Yani eşler başkaca bir mal rejimi belirlememişlerse eşler arasında evlilik birliği içerisinde edinilen tüm mallar mal ayrılığı rejimine tabidir.

1.1.2002 tarihinden önce yürürlükte olan 743 sayılı TMK’da maalesef boşanma halinde malların tasfiye edileceğine dair hüküm bulunmamaktadır. Bu mal rejimde eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendilerine aittir (TKM m. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM m. 189). Diğer eşin bunlar üzerinde herhangi bir hakkı yoktur.

Katılma rejiminden farklı olarak mal ayrılığı rejiminde eşlerin her birinin malı, geliri ve kendi kazançları kendisine ait olduğundan bu malların paylaşılması da sözkonusu değildir. Boşanma halinde evlilik birliği sona erdiğinde bu mallar kimin ise onda kalacak ve diğeri bunun üzerinde bir hak talep edemeyecektir.

Ancak evlilik birliği devam ederken 1.1.2002 tarihinden önce mal ayrılığı rejmi döneminde edinilen ve bir eşin üzerine kayıtlı olan mala diğer eşin parasal veya maddi anlamda yaptığı katkıdan dolayı bir talep hakkı vardır. Biz bu alacak türüne de katkı payı alacağı diyoruz. Bu katkının mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle bir  katkı olması gerekir. Mesela koca “Ben çalıştım eve para getirdim, evin kirasını, yiyecek içeceği ödedim bu nedenle katkı payı alacağım var” diyemeyeceği gibi kadın da “Ben ev işi yaptım, çocuklara baktım bu nedenle benim katkı payım var” diyemez. Çünkü bunlar zaten evlilik birliğinde hem kocanın (Eski TMK md.152) hem de kadının ayrı ayrı görevleridir.

Yargıtay uygulamalarına göre örneğin kadının ev dışında düzenli çalışıp gelir getirmesi, kendisine ait malın gelirleri, miras kalan maldan vermesi, banka kredisinin eşler tarafından ortak ödenmesi gibi hallerde kadın koca adına kayıtlı mal üzerinde katkı payı isteyebilecektir.

Burada belirtelim ki bazı Yargıtay kararlarına göre Almanya’da hiç çalışmayan ancak çocuk yetiştirme sürelerinde alınan çocuk yetiştirme parası (Kindererziehungsgeld) kadının şahsi geliri sayıldığından mal ayrılığı rejiminde katkı payı alacağında hesaba katılır. Örnek verecek olursak ; “……..  davanın katkı payı alacağı niteliğinde olduğu dikkate alınarak, tarafların evlendikleri 1.8.1988 tarihi ile en son satın alınan taşınmazların satın alındığı 1.5.2001 tarihi arasındaki davalının çalıştığı işyerinden alınan maaş ve diğer gelirlerine ait bilgi ve belgelerin davalı taraftan veya çalıştığı işyerinden istenerek eksiksiz olarak dosya arasına konulması, tarafların müşterek 3 çocuklarıyla ilgili „Yetiştirme Parası“ ve davacı tarafa ödenen işsizlik ödeneğine ait belgelerin……. dosya arasına konulması… tüm belgeler gözetilerek toplam gelirlerinin ayrı ayrı toplanması, her birinin sosyal statüleri, konumları ve mesleki kariyerleri gözetilerek yapabilecekleri kişisel masraflarının ayrı ayrı hesaplanması…” (Yargıtay 8. HD, 18.4.2011 günlü 2010/4887 Esas, 2011/2229 Karar)

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala, düzenli gelir dışındaki diğer malvarlığı (ziynet, miras, bağış vs gibi) ile toplu katkıda bulunulduğu iddia edildiğinde; katkıda kullanılan malvarlığı değerinin, tasfiyeye konu malın satın alma tarihindeki bedelinin tamamı karşısındaki oranı saptanarak, bulunan bu katkı oranının, tasfiyeye konu malın dava tarihindeki sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle, davacı eşin katkı payı alacak miktarı belirlenir.

Mesela koca eşinin babası tarafından kızına verilen 50.000 TL parayı karısından alarak 2001 yılında 100.000 TL’sına Malatya’da bir kaysı bahçesi almıştır ve tapusunu da kendisi üzerine yapmıştır. Bu durumda kadın kendisinin şahsi malından toplu bir katkıda bulunduğundan malın alış tarihindeki toplam değerinin içerisinde % 50 (1/2) katkı payına sahiptir. Daha sonra bu eşlerden biri boşanmak üzere Avusturya mahkemesine 2013 yılında başvurmuş ve mahkeme boşanmalarına karar vermiştir. Karar Türkiye’de tanınmış katkı payı alacak davası 1.5.2014 tarihinde açılmıştır. İşte bu davanın açıldığı tarih itibariyle mahkeme kaysı bahçesinin değerini 700.000 TL olarak belirlediğinde katkıda bulunan bayan eş 1/2*700.000 TL= 350.000 TL katkı payı alacaklısı olacaktır.

          3- 1.2002 ÖNCESİ VE SONRASI EDİNİLEN MALLARIN BİRLİKTE TASFİYESİ

Bir evlilik birliğinde hem 1.1.2002 öncesi hem de bu tarihten sonra edinilen mallar varsa  4722 sayılı  Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 10 uncu maddesi gereğince Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam edecektir. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten (1.1.2002) başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.

Yani yeni 4721 sayılı TMK’nın yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihine kadar evlilik birliği içerisinde edinilmiş mallar için o dönemde yürürlükte olan 743 sayılı TMK hükümlerine göre yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi uygulanacak ve sadece eşlerin bu mallar için katkı payı alacağı talebi olabilecektir.

Evlilik birliği içerisinde 1.1.2002 tarihinden sonra edinilen mallar ise tasfiye anında kim adına kayıtlı olursa olsun katılma rejimine tabi olarak tasfiye edilecektir.

Konuya şöyle bir örnek verelim. Eşler 30.11.1979 tarihinde evlenmiş, 17.10.2007 tarihinde İsviçre Mahkemesi nezdinde açılan boşanma davası kabulle 19.01.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Bu kararı taraflar Türk mahkemesinde 26.7.2016 tarihinde tanıtmış ve tanıma kararı da aynı 18.8.2016 tarihinde kesinleşmiştir.

Eşler evli iken koca adına 1993 yılında Adana’da bir ev alınmış, kadın adına ise 2004 yılında Osmaniye’de 200 dönümlük bir tarla alınmıştır. Başkaca mal varlıkları yoktur. Bu durumda boşanma davasının İsviçre mahkemesinde açıldığı 17.10.2007 tarihinde mal rejimi sona ermiştir. İşte 1.1.2002 tarihinden önce alınan koca adına alınan mala mal ayrılığı rejimi hükümleri uygulanacak ve kadın şayet varsa bu mala  parasal veya maddi anlamda yaptığı katkıdan dolayı bir katkı payı alacağı talep edebilecektir.

1.1.2002 tarihinden sonra kadın adına 2004 yılında alınan mal ise yeni medeni kanun döneminde edinildiği için katılma alacağı rejimi hükümlerine göre tasfiye edilecektir.

Av. Şerif Yılmaz